AL GÖZLERİNİ AVUÇLARINA

Yunus ARIKAN

İSTANBUL
1992

 

 

 

“Bana insanları sevmeyi, yaşamayı
ve hoşgörüyü öğreten,
Sn. Ömer ZAİMOĞLU’na
Saygılarımla…”

 

 

ÖNSÖZ

Hoşgörünüze sığınarak
beğeninize…

Yaşamak doğumla başlamıyor biliyor musunuz? Ama biz yaşamanın doğumla başladığını düşünür, söyleriz, hep.
Yaşamak bir şeyler hissetmeye, düşünmeye başlanıldığı zaman başlar. Bir şeyler verebildiğiniz, bir şeyler alabildiğiniz zaman.
Anlatırız, konuşuruz. Bebek insan, ebenin ellerine geldiği zaman “canlı” deriz, evet “canlı”deriz ve hastane raporlarında “canlı erkek” veya “canlı kız” diye yazar.
Canlı olarak doğan bebek insan, koruma altındadır. Özenle beslenmeye ve büyütülmeye çalışılır. Hatta üstüne titrenir, dokunamazsınız bile, öpemezsiniz. Korkarsınız “bir yeri incinir, bir zarar veririm” diye.
Bu, kimi ailelerde 7-8 yaşına gelinceye kadar sürer, kimi ailelerde ise ta ergenlik çağına gelinceye kadar devam eder.
Dünya döndükçe güneş her gün nasıl olsa doğup, batıyor. Bu döngü içerisinde de bebek insan, çocuk insan olacak, çocuk insan da büyüyecek, ergin insan olacaktır. İşte bu devinim içinde insanlar yaşadıklarını sanırlar.
Oysa -kanımca- yalnız “nefes alıp-vermektir” yapılan, yaşamak değil. Ya da benim anladığım anlamda yaşamak değil.
O küçük insanlar zaman içinde büyüyüp üretkenlik dönemine geldiğinde işte o zaman “YAŞAMAK” denilen sözcük hayat bulur. İşte o zaman insan “yaşıyor mu?” oysa yalnızca “nefes alıp-veriyor mu?” ayırt edilebilir.
Çevremizde bir yığın insan “Yaşamak mı bu kardeşim” diye yakınır, duyarız hep. Bazen meyhanelerde kadehlerde aranır, “yaşamak” sözcüğünün anlamı.
Bilemiyorum bazı şeyleri kabullenemiyoruz herhalde. Yaşamdan her şeyin zıddının var olduğu, iyi ile kötünün, acı ile tatlının birlikte yaşamakta olduğunu.
İstiyoruz ki, her şey düşündüğümüz gibi olsun. İstiyoruz ki, hiç pürüz çıkmasın. Ama diyemiyoruz “Bu da yaşamanın bir parçasıdır” diye, kendimizi bir türlü alıştıramıyoruz. İşte o zaman yaşamak, yaşamak olmaktan çıkıyor, nefes alıp-vermek oluyor yalnızca.
Evet istesek de istemesek de, nefes alıp-veriyoruz. Buna zorunluyuz. Bir yerde yaşamaya da zorunlu olduğumuzu hissetsek, işte o zaman yaşamak “yaşamak” olur.
Onun da besleyicisi ” sevgidir, umut”tur.

Saygılarımla,

Yunus ARIKAN

 

 

Kategori: KİTAPLARIM

YORUM YAPABİLİRSİNİZ